Kalıplaşmış düşünceler mutsuzluğa yol açar

İnsan ilişkileri ile ilgili bazı kalıplaşmış düşünceler ve davranışlar hem tahsil, aile ve iş hayatında başarısızlığa hem de ruh ve beden sağlık problemlerine yol açar.

Aslında kalıplaşmış düşünceler, duygu, düşünce ve davranışların düzenlenmesi açısından gereklidir. Mizaçtan da etkilenmekle beraber asıl olarak çocuk yaşta anne-baba ve çevreyle etkileşimler sonucu ortaya çıkar ve zaman içinde değişime uğrar. Kişi bu düşünceler sebebiyle kendisine benzer kişilerle beraber olmak ister. Ortak manevi değerler, kültürel özellikler sosyal hayatta kişinin daha az sorun yaşamasını sağlar. Bununla beraber kişinin hem çevresiyle iletişimini olumsuz şekilde etkileyen hem de mutsuz olmasına yol açan başlıca kalıplaşmış düşünce ve davranışlar şunlardır:

Mükemmeliyetçi birisi misiniz?

Kişi yaptığının en iyisini yapmalı düşüncesi, aşırı rekabet duygusu, aşırı çalışma ve yüklenme gibi olumsuz sonuçlara yol açar. Bu durum kişinin, kendi düşünce kalıplarına uymayan kişilerle sorunlar yaşamasına sebep olur.

sürekli kendinizin Haklı olduğuna mı inanıyorsunuz?

Bazı insanlar sürekli kendilerinin haklı olduğu gibi bir düşünce içindedir. Her insan doğruyu ve güzeli arama çabasında olduğu sürece haklı olduğunu düşünebilir. İnsanın temel doğruları olması kaçınılmazdır. Bununla beraber kişi hata yapabileceğini kabul ettiği sürece gelişebilir. Ayrıca aynı meseleye farklı açıdan bakmak gerektiğini bilen insanlar sürekli haklı olduklarını düşünmez ve ima etmezler. Kişinin sürekli kendisini haklı görüp bunu ifade etmesi, çevresiyle sorunlar yaşamasına bunun sonucunda ruhsal dengesinin bozulmasına da sebep olur.

her iş için çevrenizden Onay arayışı içinde misiniz?

İnsanın iletişim içinde olduğu veya kendisi için önemli kişilerden onay almaya ihtiyacı vardır. Kişi büyük ölçüde karşısındakilerden aldığı tepkilerle kendisini denetler. Söylediğinin, yaptığının iyi anlaşılıp anlaşılmaması çok önemlidir. Bununla beraber insanlar arasında düşünce, görüş ve anlayışların farklılığı kaçınılmaz olup kişi her yaptığı iş için onay arayışı içinde olursa kararsızlık içinde bocalar bu, kişiyi şüpheciliğe ve kaygıya götürür.

HER AN KÖTÜ BİR ŞEYİN OLACAĞINI MI DÜŞÜNÜYORSUNUZ ?

Kimi insanda her şeyin en kötüsünün başına geleceği düşünce ve korkusu hakimdir. Her an kötü bir şeyle karşılaşacağı düşüncesi kişinin sürekli korku içinde olmasına neden olur. Bu sebeple bazı kişiler riskli işlere girmekten kaçınır. Hiç risk almamak hem iş hayatında başarısızlığa hem de özel hayatta monotonluğa sebep olur. Bazılarında ise kaygı fazlalığı, çarpıntı, uyuşma, terleme gibi bedensel yakınmalara, depresyon ve anksiyete bozukluğuna yol açar.

Aşırı fedakârlıK beklentisİNDE misiniz?

Herkes için sürekli fedakârlık yaparlar. Kendileri de aynı şekilde başkalarından fedakârlık beklediklerinden umdukları karşılığı göremeyince öfke duyarlar. Bu, düşmanlığa dönüşebilir. Zamanla bu kişiler fedakârlıktan tamamen kaçacak şekilde bencilleşebilir ya da insanlardan uzaklaşma eğiliminde olabilirler.

kimseye Hayır diyemiyor musunuz?

Bazı kişiler de kendi sınırlarını çizememek ve hayır diyememekten dolayı problemler yaşar. Hayır dediklerinde insanların üzüleceğinden ya da davranışlarıyla kendilerini kıracağından endişe duyarlar. Devamlı başkalarına boyun eğme eğiliminde olup bundan da rahatsızlık duyduklarından zaman zaman isyankâr tavırlar da sergileyebilirler.

Peki ne yapmalıyız?

Farklılıkların farkında olabilen ve bunu davranışlarına yansıtabilen kişi ne kendisini başkasına boyun eğmek zorunda hissedip onaylanmayınca rahatsızlık duyacak ne de başkalarının beklentilerini karşılamayan söz ve davranışları karşısında uyum sorunu yaşayacaktır. Farklılıklar kişilerin hem iç dünyalarını hem de davranışlarını geliştiren zenginliklerdir. Farklılıkları görebilen kişi şunu da fark eder ki bazı konularda mükemmele erişmek hem mümkün değildir hem de mükemmellik kişilerin bakış açısına göre değişir.

Yaklaşan Sınavın Öğrencilerde Etkisi

Sınav Anında Nelere Dikkat Etmelisiniz? 

 * Sınava gireceğiniz yeri bir kaç gün önceden görmeli ve sınavda bulunması gereken evrakları hazır bulundurmalısınız.
* Sınav yerinde saatinden önce bulunmalısınız.
* Yanıt kağıdınızı dikkatli ve temiz bir biçimde doldurmalı ve kodlamaları doğru yaptığınızdan emin olmalısınız. (Kitapçık türü gibi) * Soruda ne sorulduğunu ve ne istendiğini bilmeniz için, soru kökünü doğru algılamanız gerekir. 

* Paragraf sorularında önce soru cümlesinde neyin sorulduğunu okuyun, daha sonra paragrafa geçin. Bu tür sorular, uzun metinli olduğundan zaman alıcı gibi algılayıp, geçmeyin.
* Olumsuz soru köklerim olumlu gibi algılamayın. (Hangisi değildir, hangisi olamaz, hangisi yoktur gibi.) * Her zaman, daima, hiçbiri’ gibi kesin ifadelerin bulunduğu seçeneklere dikkat ediniz. Bu tür kesin ifadelerle başlayan cümleler yanlış olabilir.
* ‘Ve, veya, ya da’ gibi bağlaçlarla birleştirilen cümlelerin bir parçası yanlışsa, genellikle diğer parçası da yanlıştır.
* Çoktan seçmeli sorularda yanlışlığı kesin olan seçeneklerin elenmesiyle beraber, kalan seçenekler arasında doğru yanıtı rahatlıkla görebilirsiniz.
* Seçeneklerden başlayarak doğru yanıta ulaşmanız da mümkündür. * Yanıtlayamadığınız sorularda tesadüfi yanıtlamalar yapmayın.
* Altı çizili sözcüklerin üzerinde önemle durmalısınız.
* Öncelikle bir okunuşta çözülebilecek sorulardan yanıtlamalara başlayabilirsiniz.
* Yanıtlayamadığınız sorularda telaşa kapılmayın, geri dönmek üzere o soruları sona bırakın.
* Tek doğru yanıtlı çoktan seçmeli sorularda sonuca gitmeniz kolaydır. Ancak bazı soruların birden çok doğru yanıtı bulunabilir. Bu yanıtlar arasında, her zaman doğru olanı vardır. Yapmanız gereken her koşulda en doğru olan yanıtı bulmaktır.
* Olumsuz yanıt isteyen sorular vardır. Burada yanıt olmayan seçeneği bulmanız gerekmektedir.
* Bazı sorularda yanıt olabilecek ya da olamayacak tanım ve açıklamalar birlikte verilir ve bunlardan hangisinin ya da hangilerinin doğru olduğu sorulur. Doğru yanıt, doğru açıklamaları bir araya getiren seçenektir.
* YGS’de yalnızca bir alandan soru yanıtlamak YGS’yi aşmak için yeterlidir. Ancak ÖSYS’de avantaj sahibi olmayı düşünüyorsanız, her iki alandan da (Sözel-Sayısal) doğru yanıtlamalar yapmanız gerekmektedir.
* Sınavlarda hangi alandan kendinizi güçlü hissediyor ve hangi alandan daha az yorularak, daha çok doğru soru yapıyorsanız, yanıtlamalara o alandan başlamanız mantıklı olacaktır. Veya, YGS’de, tercihlerinize göre, sayısal tercihi yapacaksanız sayısal bölümden, sözel tercihi yapacaksanız sözel bölümden başlamanız mantıklı olacaktır. Eşit ağırlıklı tercih yapacaksanız, her iki bölüme de ağırlık vermelisiniz. Ancak bilmelisiniz ki, eşit ağırlıklı puan hesaplanırken her koşulda Türkçe ve matematik testlerinin katsayı ağırlığı fen ve sosyal testlerinden daha fazladır. Bu nedenle Türkçe ve/veya matematik testlerinden başlamanız yararınıza olabilir. Yukarıda açıklamaya çalıştığımız yolların hepsi sizlere fayda sağlayabilir. Her sınavda bunları deneyerek kendiniz için en uygun olan yöntemi belirleyebilirsiniz. Ancak bunların dışında öğrencinin daha fazla verim aldığı bir başka yolda olabilir.
* YGS’de ilgili test grubuna dahil olup da, katsayı ağırlığı en düşük olan testler, sizler tarafından önemsiz olarak algılanmakta ve bu testlerde yapılan yanıtlamalarınız az olmaktadır. Düşmüş olduğunuz en büyük hata budur. Bu nedenle bir test grubundaki her alt teste aynı önemi vermelisiniz. Çünkü bu testlerden gelecek bir net dahi, istediğiniz bölüme yerleşmenizde önemli bir etken olacaktır.
* YGS’de sınav esnasında zamanlama ve hız oldukça önemlidir. Sınavlarda hız kazanabilmenin bir yolu, Türkçe’ye hakim olmak, diğer bir yolu da, sınavlara fazla sayıda soru çözerek hazırlanmaktır. Sınav esnasında her bir soruya verdiğiniz süreyi fazla uzatmamanız gerekir. Sorular üzerinde çok uğraşır ve zaman kaybederseniz, diğer sorulara bakacak zamanınız olmaz. Bu nedenle YGS için mantıklı zaman ayarlamaları yapmalısınız. 

Sınav kaygısının belirtileri… 

 Performans kaygısı yoğun olan öğrencilerde aşağıdaki belirtiler daha sık görülmeye başlar: 

Gözlemlenebilir düzeyde endişe ve huzursuzluk Baş ağrısı Sabahları kendini yorgun ve halsiz hissetme Sinirli bir çocuk haline gelme Uyumakta zorlanma Mide ve bağırsak sistemine ait sıkıntılar ıştahsızlık Kolayca ağlama Kendini beceriksiz ve hantal hissetme Kalbin hızla çarpması Ellerin soğuk ve terli olması Soğuk terlemeler Başarı düzeyinde azalma 

Kaygıyı Azalmak İçin Pratik Öneriler… 

 
Sınavdan önce zihninizde, geçmişteki başarısızlıklarınızı değil, başarılarınızı vurgulayın. Başarısızlığa neden olan sebeplerin, yeni başarısızlığa neden olmasına izin vermeyin. Kendinize kendi değerleriniz altında bir değer biçmeyin. 

Sınav için olumlu düşünün. Sınav: öğrencinin ilgi, yetenek ve çalışma alışkanlıklarıyla kazanılmış olduğu bilgilerin değerlendirilmesidir. Bu sebeple ’sınav başarısı ile kişilik değerinizi bir tutmayın’. Sınavlarda uygulanan testler kişilik testleri olmayıp bilgi ve başarı testleridir. Her hangi bir okulu kazanmak ve üniversiteye girmek bir istek ve tercihtir. ’sınavı kazanmalıyım’ ‘kesinlikle şu okula girmeliyim’ yerine ’sınavı kazanmak istiyorum’ ‘mutlu başarılı olacağıma inanıyorum’ diye düşünmek daha gerçekçidir. Sınavı kazanmak için şansınız çok yüksek olsa bile, kendinize başka bir amaç düşünün. Bu amacın hayatınıza neler kazandıracağını planlayın.

 
  

  

 

 

STRES VE BAŞA ÇIKMA YOLLARI  

Stres insanın ortaya çıktığı ilk zamandan beri var olmasına rağmen özellikle son otuz yıl içerisinde evrensel bir ilgi odağı haline gelmiştir. Bu ilginin nedenleri stresin insan sağlığı ve iş yaşamındaki performansını olumsuz yönde etkilemesinden kaynaklanmaktadır. Bugün çalışma hayatındaki bireyler, başarılı olmanın yarattığı bir baskı ve gerilimin altındadır ve bu baskı ve gerilimler en üst düzey çalışandan en alt düzey çalışana kadar herkes için geçerlidir.

  

Öyleyse stres bir zorlanma, bir yüklenmedir. Ancak stres aynı zamanda yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Bazı araştırıcılara göre stresten kurtulmak ancak ölümle mümkün olmaktadır. Buradan çıkarılacak sonuç ise, stresin her zaman var olduğu ve ancak bizler onun farkında olup yönetebildiğimiz zaman bizim için yararlı olduğudur. Bir başka özellik ise, stresin bireye özgü bir olay olmasıdır. şöyle ki aynı stres yaratıcısına iki kişinin verdikleri cevaplar farklı olacaktır, zira aralarında bireysel farklılıklar bulunmaktadır. Hal böyle olunca kişilerden biri strese girerken diğeri girmeyebilecektir. Dolayısıyla stres bireylerin onu algılama durumlarıyla sıkı sıkıya bağlıdır. 

Peki o zaman hangi faktörler bizlerde strese neden olur diye soracak olursak, hemen hemen her faktör bunun cevabıdır diyebiliriz. şöyle ki: 

1. FİZİKSEL STRES KAYNAKLARI Sıcak Soğuk Gürültü Kötü çalışma şartları ve donanım Yangın Trafik şiddet Kişinin hasta veya rahatsız olması

  

 

2. SOSYAL STRES KAYNAKLARI

  

 

A) Sosyal, ekonomik ve politik koşullar Işsizlik Enflasyon Kira sorunu Vergiler Yüksek suç oranı Çevre kirliliği Teknolojik değişiklikler
B) Aile ortamı Iş yükünün paylaşılması Kıskançlık Cinsiyet rolleri Farklı değerler Ailede ölüm veya hastalık Farklı yaşam tarzları Maddi sorunlar
C) ış ve kariyer Yetiştirilmesi gereken işler Yanlış anlaşılmalar ış seyahatleri ışin bölünmesi Rekabet Kendini kabul ettirme çabası Eğitim
D) Kişilerarası ve çevresel ilişkiler Farklı değer yargıları Zorunluluklar Bekleme ile geçen zaman Kötü servis Sigara içen ve içmeyenler Kötü araba kullanma alışkanlıkları Sosyal beklentiler Görüldüğü üzere yukarıda da belirttiğimiz gibi çevremizdeki hemen hemen her şey bizlerde stres yaratıcı bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.
Peki bir stres uyarıcıyla karşılaştığımız zaman nasıl bir tepki vermekteyiz? sorusunu soracak olursak cevabımız şu olacaktır: Öncelikle strese maruz kalma iki farklı açıdan ele alınmalıdır. Bunlardan birincisi anlık stresle karşı karşıya kalma ikincisi ise devamlı stresle karşı karşıya kalmadır. Burada şunu da açıklamakta fayda vardır. Anlık strese maruz kalmanın etkileri devamlı maruz kalmanın etkilerinden çok daha hafiftir. Streste önemli olan stres uyarıcılarına ne sürede maruz kaldığımızdır. En uzun süre en fazla zararı en kısa sürede en az zararı ifade eder. Tabi bu noktada bireysel farlılıkları hiçbir zaman unutmamamız gerekir. şöyle ki bir birey strese uzun bir zaman maruz kalır ancak az etkilenirken, diğer birey az bir zaman maruz kalır ama çok etkilenebilir. Tabi olarak da böyle durumlarda stresin insan vücudundaki etkileri de farklılaşmaktadır.

  

Anlık stres uyarıcısıyla karşılaştığımız zaman vücudumuzda ortaya çıkan tepkiler şunlardır:
Soluma, hızlı nefes alma Daha fazla adrenalin üretme Daha hızlı kalp atışı Kan basıncındaki artış El ve ayaklardaki kanın çekilmesi Vücut metabolizmasında hızlanma Daha hızlı kan pıhtılaşması Mide ve karın bölgesine giden kanda azalma Kaslara giden kan akışında artma Kas gerginliği Tüm duyuların hassaslaşması Mide ve ağırsak fonksiyonunda azalma Beynin daha hızlı çalışması Kısa sürede yargılama Daha hızlı karar verme Gelişmiş bellek gücü Daha keskin bir dikkat Bu sıralamadan da görüleceği üzere bireyin anlık stres uyarıcısıyla karşılaşması durumunda vücudun karın, mide, bağırsak bölgelerindeki kan çekilerek kaslara gönderilmektedir. Bunun nedeni ise uyarana karşı tepki verebilme yeteneğimizin arttırılması daha doğrusu Savaş veya kaç cevabını verilebilmesidir. Anlık streste beyin fonksiyonlarının hızlanmasının altında yatan faktör ise, daha hızlı yargılama ve karar verme süreciyle birlikte anlık stres tehlikesine karşın en kısa sürede nasıl yanıt verileceğinin bulunmaya çalışılmasıdır ki yine burada savaş veya kaç cevaplarından en uygun olarak hangisinin verilebileceği önemlidir. Bizler ister anlık isterse uzun süreli olsun stres uyarıcılarıyla karşılaştığımız zaman bedenimizde bazı metabolik değişiklikler olmaktadır. Bu değişikliklerin tamamı az önce sözünü ettiğimiz savaş veya kaç cevabının verilebilmesi için önemlidir. Bu değişikliler şunlardır: Bu tablodan da görüleceği gibi öncelikle bir stres uyarıcısını algılarız. Sonra bu uyarıcının yorumlaması oluşur ve yorumlamaya bağlı olarak bizde negatif veya pozitif bir duygu ortaya çıkar. Bu duygu pozitifse motivasyon negatifse stres duygusu oluşur. Negatif duygunun ortaya çıkışı beyindeki hipotalamusu etkiler, hipotalamusta vücudumuzdaki iki temel sistem olan sempatik ve adrenal-kortikal (hormonal) sistemleri harekete geçirir. Otonom sistem sempatik sistem koluyla düz kasları ve iç organları etkilerken, hormonal sistemde troid gibi iç salgı bezlerini harekete geçirir. Böylece birer böbrek üstü bezleri olan adrenal medulla ve adrenal korteksten adrenalin, noradrenalin ve kortizol hormonları salgılanır. Bu hormonların salgılanmasıyla vücutta bazı değişiklikler olur. Bunlar arasında kan şekeri, kalp atışları, metabolik hız, mide bağırsak faaliyetleri, ve kaygı düzeyinde artış, kalp damarlarında büyüme, yorgunluk duygularında azalma görülür. Stres altında ortaya çıkan bütün bu değişiklikler işlevseldir. Yani tehlike altındaki bireyi korumaya ve onun hayatını kurtarmaya yöneliktir. Bu arada şunu da belirtmekte fayda vardır, algılanan bu hormonların belirli bir miktarı organizma için yararlı iken uzun süreli ve fazla miktarda salgılanması yarardan çok zarar verici özelliğe sahip olmaktadır.
Peki bizler stres altında olduğumuzu nasıl anlayabiliriz? Sorusuna verilebilecek cevap sudur: Stres altında iken bizlerde farklı başlıklar altında toplanabilecek cevaplar davranış ve duygular ortaya çıkmaktadır, bunlar: 

A) FIZIKSEL Soluk alıp vermede değişiklik Gerilmiş ve ağrılı kas Baş ağrısı Terleme Soğuk el ve ayaklar Iştah değişikliği Mide problemleri ve mide ekşimesi

  

 

B) RUHSAL Konsantrasyon zayıflığı Daha sık hata yapma Unutkanlık, dalgınlık Aşırı tepki verme eğilimi Yargılama zayıflığı

  

 

C) DUYGUSAL Gerginlik, çabuk kızma Sinirlilik Depresyon, sessizlik Duygusal patlamalar ve ağlama

  

 

D) DAVRANIşSAL Uykusuzluk Aşırı sigara, içki ve yemek yeme ışe gitmeme Sakarlık Görüldüğü gibi strese maruz kalmanın ortaya çıkardığı bir çok faklı cevaplar vardır. Bu noktada önemli olan bizlerin stres altında olduğunu bilebilmemiz için bu cevaplardan hangilerini yaşıyor olduğumuzu bilmeliyiz. Örneğin ayda bir kutu bira içimi giderek yirmi günde bire daha sonra da haftada da bire iniyorsa şundan emin olmalıyız ki bizi rahatsız eden bir şeyler var ve bu şeylerde büyük olasılıkla stres yaratıcı faktörlerdir.
Bundan sonra artık ne yapıp ne yapamayacağımız tamamen bize kalmaktadır. İŞ STRESI Stres hayatımızın her devresindedir. Özellikle de çalışan ve günün 8 saatini işyerlerinde geçiren bireyler için iş stresi önem kazanmaktadır. İş stresinin önemi bireyi olumsuz etkileyerek iş performansının düşmesine, işe yabancılaşmasına, kalitenin azalmasına, ıskartanın çoğalmasına, iş kazalarına sebep olmasıdır. İş stresinin nedenleri ise:

  

 

  

A) ÇEVRESEL KOŞULLAR VE İŞİN DOğASINDAN KAYNAKLANAN FAKTÖRLER Kötü çalışma koşulları Vardiyalı çalışma Uzun çalışma saatleri Sürekli seyahat Tehlikeli ve riskli işler ış yükü fazlalığı-azlığı

  

 

  

B) ÖRGÜTSEL ROLLERDEN KAYNAKLANAN FAKTÖRLER Rol belirsizliği Rol çatışması Rol belirsizliği kişinin örgüt içinde hangi işleri yapması gerektiğinin açık seçik ortaya konmadığı durumlarda görülür. Kısaca birey görevinin ne olduğunu tam olarak bilemez. Rol belirsizliği ise örgüt içinde birey birbiriyle çatışan iki durumla karşılaştığı zaman oluşur. Bu durumda kişi ne yapması gerektiğini tam olarak bilemez. Örneğin amiri aynı anda yapılmasını istediği iki işi bir anda verip tamamlanmasını isteyebilir ya da amir özel problemleri olduğunu bildiği çalışanının işi aksattığını bilir ama ona sempati duyduğu için ceza vermekten kaçınır, ama işletme kuralları ceza vermesini gerektirmektedir.

  

 

  

C) KARIYER GELIşIM ILE ILGILI FAKTÖRLER Terfi etme Hak ettiğine inanma ama elde edememe ışini kaybetme korkusu Terfi edildiği zaman da stres ortaya çıkabilmektedir. Zira daha üst kademedeki göreve gelen birey bilgi ve yeteneklerinin bu görev için ne derece uygun olduğunu bilemez, ya hata yaparsam ve astlarım bana gülerlerse yaklaşımı kişiyi strese sokar.

  

 

  

D) ÖRGÜT YAPISI ILE ILGILI OLAN FAKTÖRLER Amaçlar ış bölümü Uzmanlık derecesi Kademe sayısı Örgüt büyüklüğü ıletişim kanalları Bu faktörler bütünüyle örgütün dizaynı ve çalışma prensipleriyle ilgili olsa bile o örgütte çalışan bireyleri de dolaylı yoldan etliler.

  

İŞ STRESİNİN NEDEN OLDUğU OLUMSUZLUKLAR: Kalp hastalıkları Sinir ve kas hastalıları Psikolojik rahatsızlılar ış kazaları ıntihar Kanser Ülser Bağışıklık sisteminin zayıflaması 

STRESLE BAŞA ÇIKMAYI ZORLAŞTIRAN DÜŞÜNCE BIÇIMLERI
Pek çoğumuz, hayatımızdaki diğer insanların ve olayların duygu ve düşüncelerimizi belirlediğine inanırız. Bu sebeple bizi gerginliğe iten ve duygusal açıdan sıkıntı veren olayları ve insanları suçlarız. Bunu yaparken de çoğunlukla sadece strese yol açmakla kalmayan aynı zamanda stresle başa çıkmayı da güçleştiren önemli bir unsuru gözden kaçırırız. Bu önemli unsur hayatımızdaki olayları değerlendirme ve yorumlama biçimimizdir. Bu düşünce biçimlerinden bazıları şunlardır: Bir insanın herkes tarafından sevilmesi gerekir. Bir insanın herkes tarafında sevilmesi ve sayılması çok güzeldir ama uygulamada pek mümkün değildir. ıçinde bulunduğumuz konumlar gereği çoğu zaman birçok kişiyle problemler yaşarız. Dolayısıyla böyle bir inanç bizi mutsuz kılar. Her zaman mükemmel olmak gerekir. Böyle bir inanca sahip bir insan her zaman kendini suçlar. Hatasızlık iyidir ama bunu başarabilmek imkansızdır. Önemli olan hatalarımızdan ders alıp aynı hatayı tekrarlamamaktır. Bütün kötü olaylar benim başıma gelir. Bunun sebebi tek taraflı bakış açımızdır. Kendimizle çok içi içe olduğumuzdan başkalarının başına gelenlerin farkına bile varmayız. Oysa insanların bir çoğu bizimle aynı sıkıntıları yaşar. Olaylar her zaman benim istediğim şekilde gelişmelidir. Olayların her zaman beklentilerimiz doğrultusunda gerçekleşmemesi olasıdır. Bizim bir şeyi istememiz yeterli değildir. Çünkü her zaman işin içine başka faktörlerde girecektir. Yaşamış olduğum terslikler gelecekte de devam edecek. Tüm insanlar gibi geçmişte bazı konularla ilgili terslikler yaşamış olabiliriz. Ama gelecekte mutlu olabiliriz. Yaşanan terslikler bazı kişilerin dünyaya kötümser bir bakış açısı geliştirmelerine yol açar. Bir şey ya iyidir ya kötü Olayları ve diğer insanları tümden iyi ya da tümden kötü olarak değerlendirmek genellikle daha kolay gelir. Ancak bu gerçekçi bir yaklaşım değildir. Diğer insanların istediği gibi olmasam yalnız karlım Bu inanç insanların kendi isteklerinden fedakarlık etmelerine ve yaşamlarını başka insanların mutlulukları doğrultusunda sürdürmelerine neden olur. Bunun sonucu da anlamlı olmayan bir yaşamdır. Önce kendi mutluluğumuzu değil başkalarının mutluluğunu düşünmeliyiz. Her birey başkalarının mutluluğunu engellemediği sürece kendi mutluluğunu düşünme hakkına sahiptir. Yalnız olmak korkunçtur ınsan sosyal bir varlıktır ve başka insanların varlığı dünyamıza renk katar. Ama her zaman etrafımızda başkalarının olmasını beklemek pek gerçekçi değildir. Yalnız kaldığımız zaman düşünerek, okuyarak, dış dünyayla ilgili değerlendirmelerde bulunarak kendi başımıza yapacağımız etkinliklerde bulunabiliriz. 

STRESLE BAşA ÇIKMAK ıÇıN YAPILABILECEKLER 

1) Problem veya içinde bulunulan duygusal duruma odaklanarak başa çıkma. Probleme odaklanarak başa çıkma tarzında var olan bir olayı değiştirmeye çalışırız. Böylece yeni bilgiler elde ederek stres yaratan faktör veya faktörleri elimine etmeye çalışırız. Örneğin trafik sıkışıklığında kalmışsak, alternatif yol güzergahları belirleyip bu güzergahları kullanabiliriz. Dikkat edilirse bu yöntemle stresimizin üstesinden gelmekte başarılı oluruz. Duygusal duruma odaklı başa çıkma da ise birey stresin verdiği olumsuz duyguları ortadan kaldırmak için duygularını değiştirmeye çalışır. Örneğin iyi ki trafik tıkandı, bugün işe gitmeyi hiç istemiyordum. Oysa işe gitmek bizim bir sorumluluğumuzdur. Bu örnekte birey kendisini geçici olarak duygusal anlamda rahatlatmaktadır. Bu başa çıkma tarzı bizi kesin çözüme ulaştırmaz.

  

 

2) Stres kaynağını kontrol ederek veya kaçarak başa çıkma. Bir problemin varlığını kabul edip bunu çözmek üzere bir plan yapabiliriz. Bu durumda stres kaynağını kontrol etmekteyiz. Bunun terside stres kaynağını görmezden gelmek, unutmaya çalışmak, arkamızı dönmek veya başka ortamlara geçmek şeklinde kaçma davranışı olarak da ortaya çıkabilir. Örneğin iş yerinde kavgalı olduğumuz bir arkadaşımız var. Biz bu kavganın önemli olmadığı üzerinde durabiliriz, onunla mümkün olduğu kadar az iletişime girebiliriz veya başka bir bölüme alınmamızı isteyebiliriz. Görülüyor ki stres kaynağını kontrol etmek bir kalıcı çözüm iken, kaçmak, yok saymak, ilgilenmemek stresi ortadan kaldırmamaktadır.

  

 

3) Sosyal destek arayarak veya yalnız başına başa çıkma. Bazı durumlarda strese karşı yalnız başına mücadele etmek iyi iken bazı durumlarda da sosyal destek alarak mücadele etmek iyidir. şöyle ki sorunumuz kimseye anlatılamayacak kadar özel ise o zaman yalnız başına bir çare aramak daha iyidir. Eğer durum sosyal destek almamıza engel teşkil etmiyorsa o zaman özellikle iş stresine çare olarak iş arkadaşlarından sosyal destek almak çok iyi sonuçlar vermektedir. Ama burada dikkat edilmesi gereken nokta kimden ne kadar destek alacağımızdır. Sorunlarımızın çözümü için aldığımız destek kariyer ilerlememizde önümüze engel olarak çıkmamalıdır.

  

 

4) Bilişsel ve davranışsal stratejiler. Aşamalı gevşeme teknikleri Bu metod da stresin neden olduğu kas gerginliği ile aynı kasın tam gevşek durumu arasındaki farkı ayırt edebilme yeteneğimizin kazanılmasıdır. Madem ki stres kaslarda gerginliğe (tonus) neden oluyor o zaman kasın gevsek durumunu bilirsek stres altında olduğumuzu bilir ve gevşeme yöntemini kullanabiliriz. Bu yöntemde sırasıyla eller ve kollar daha sonra yüz, boyun, omuzlar ve sırtın üst bölümü sonra göğüs, karın ve sırtın alt bölümü ve son olarak ta kalça kasları, bacaklar, ayaklar ve tüm vücut gevşetilmelidir. Yapılması gereken örneğin sağ yumruğunuzu sıkın bir süre böyle tutun sonra yumruğunuzu gevşetin. Tekrar aynısını yapın. Yumruğunuz sıkılı ve gevşek durumları arasındaki farkı hissedin. Bunu sırasıyla tüm vücut bölgeleri için uygulayın. Bunu başardığınız taktirde kaslarınızdaki gerginliği hissedebilir ve buna göre gevşeme tekniğini kullanarak stresinizle baş edebilirsiniz. Otojenik eğitim Bu eğitimde kişi telkin yöntemiyle bir çeşit hipnoz durumuna girebilir. Ancak bu yöntem sabır ve konsantrasyon gerektirmektedir. Öncelikle baskın olarak kullanılan kol ve bacaktan başlanarak kol ve bacakta ağırlık hissine yoğunlaşma. Örneğin sağ kolumda ağırlık hissediyorum, sol kolumda ağırlık hissediyorum, her iki kolumda ağırlık hissediyorum, sağ bacağımda ağırlık hissediyorum, sol bacağımda ağırlık hissediyorum her iki bacağımda ağırlaştı gibi. Daha sonra aynı sırayla bu kez kol ve bacaklarda sıcaklık hissine yoğunlaşılır. Bundan sonraki aşama kalp üzerinedir ve kalp atışlarım sakin ve düzenli Bunu 4-5 kez tekrarlayın. Daha sonraki aşama solunum üzerinedir. solumam sakin ve gevşek Daha sonra karın gelir. Karnım sıcak ve son olarak alın gelmektedir. Alnım serin 4-5 kere tekrarlayın. Stresle başa çıkmayı zorlaştıran düşünce yapısının değiştirilmesi Daha önce söylediğimiz ve bizim için faydası olmayan düşünce yapılarını bırakmamız gerekir.

  

 

5) Nefes egzersizleri Nefes egzersizleri vücudu rahatlatıp, gevşettiği için stresle başa çıkmada etkili bir yöntemdir. Bu yöntemlerden bir tanesi de birden sekize sayma egzersizidir. Bu egzersiz için önce soluk verilir, sonra derin bir soluk alınarak aynı zamanda gözler kapatılarak, gözlerimizin önünde bir sayısı içsel söylenerek canlandırılmaya çalışılır. Nefes 3 saniye tutulur sonra yavaş yavaş bütünüyle verilirken iki sayısı canlandırılır. Sırasıyla üçte nefes alınır 3 saniye tutulur, dört denilerek verilir. Beş alınır, altı verilir, yedi alınır, sekiz verilir. Bu egzersiz sakin, gürültüsüz bir ortamda, yere yatarak veya iskemlede oturularak yapılabilir.

  

 

6) Fiziksel egzersiz ve spor Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur Hiç şüphe yok ki fiziksel egzersiz ve spor kendimizi zinde tutmak için gereklidir. Ayrıca bu etkinlikler stresle başa çıkmamızı kolaylaştırıcı alt yapıyı hazırlayarak vücudumuzun bu türden tehlikelere olan direncini de arttırır. Kolaylık olarak yürüyüş, koşu, bisiklete binme ve yüzme yapılabilecek sporlar içinde en kolaylarındandır.

  

 

7) Sağlıklı beslenme Sağlıklı beslenme vücudumuzun içsel ve dışsal tehditlere karşı direncini arttıracağından çok önemlidir. Bunu sağlamak için özellikle kafein, alkol, sigara, şeker, tuz ve yağ gibi maddelerden mümkün olabildiğince uzak durarak sebze ağırlıklı ve karbonhidrat, mineral ve vitamin bakımından dengeli bir beslenme alışkanlığını edinmemiz bizler için vazgeçilmez olmalıdır.

  

 

İŞ STRESINDE ÖRGÜTLERIN KULLANABILECEğI STRATEJILER ış tasarımı Bu nokta işin çalışan bireyler için daha cazip hale getirilmesini ifade etmektedir. Örneğin çalışana sorumluk verme veya arttırma, işinin önemli olduğunu ve toplum gözünde saygın bir iş yaptığının hissettirme gibi. ış çevresinin tasarımı Bu faktör çalışanın işyerinde karşılaştığı tüm fiziksel, çevresel ve ergonomik sorunların elimine edilmesi anlamındadır. Rollerin analizi, hedeflerin belirlenmesi, çalışana geri bildirim sağlama Bu noktada çalışana neleri yapması gerektiğinin açık seçik bildirilmesi, ulaşması gereken hedeflerin belirtilerek bu hedeflere varmak için gösterdiği performansı hakkında kendisine bilgi verilmesidir her açıdan gereklidir.
Örgütsel sosyal destek Örgütsel sosyal destek çalışana kreş hizmetinden tutunda verilecek yemekler, servis olanakları gibi bir çok etkeni kapsar. Ayrıca çalışanların boş zamanlarında örgütün düzenleyeceği sosyal aktivitelere katılması da bir nevi destektir. Stresimizle başa çıkmayı kolaylaştırıcı unsurlardan olan pozitif enerjinizi toplamamıza yardımcı olacak on maddelik reçetemiz ise şunlardan oluşmaktadır: Sahip olduklarınızın farkında olun. Hedeflerinizi belirleyin ve plan yapın. Değiştiremeyeceğiniz şeyler üzerinde ısrar etmeyin. Daha iyi bir dünya düşleyin. Altından kalkamayacağınız işlerin altına girmeyin.
Problemlerinizle yüzyüze gelmeye çalışın. ışinizin çok önemli olduğu üzerinde durun. Dinlenmek için zaman ayırın. Dikkatinizi içinde bulunduğunuz durum ve zamanda toplayın. Başkalarına güvenin, gerektiğinde sorumluluklarınızı devredin. Kaynak:http://www.maltepe.edu.tr/05_haber/reh_sempozyum/levent_onen.doc
Çalışmaya engel olabilecek kaygı sıkıntı ve gerilimi azaltmak için yapılabilecekler: Çalışmaya başlamak ve sürdürebilmek için aslında bir miktar stresin olması uygundur. Ancak bunun belli bir duzeyi aşması kişinin dikkat, konsantrasyon ve çalışma isteğini azaltır. Herhangi bir kişi için stres etkeni olabilen bir durum başkası için stres etkeni olmayabilir. Bu durum, karşılaşılan olayın kişi için ne anlam ifade ettiği ile ilgilidir. Olay bireyin cocukluk ya da erken erişkinlik döneminde yaşadığı sorunlarla bağlantılı ya da benzer ise, kişinin hissettiği sıkıntı duzeyi başkalarına göre daha yuksek olmaktadır. Ayrıca o esnada bireyin çevresinde destek verebilecek kişilerin olması, kişinin sosyoekonomik durumunun iyi olması,belirli bir işinin olması, iyi giden bir evlilik öyküsü, iyi bir eğitim düzeyi gibi dışsal kuvvetlerin mevcut olması da stresle başetmesinde önemli noktalardır. Küçük yaşlardan itibaren bireyin kaygısını başkaları ile paylaşabilmesi ve sosyal ortamlara daha çok girmesi de önemli bir rahatlatıcı etken olabilmektedir.
Stresle başetmede içsel kuvvetlerin de önemi büyüktür. Bireyin sorunlarla başetmek için yeterince kendini guçlu hissedebilmesi, uygun duşunsel savunma mekanizmalarını kullanması ( olayları bilinçli olarak unutmaya çalışmak, sorunu konuşmak ve düşünmekten kaçınmak, sorunların sadece karşısındakilerden kaynaklandığını düşünmek gibi uygunsuz savunma mekanizmaları yerine başarılı kişileri örnek alarak çalışmak, öfkenin birden uygunsuz bir şekilde boşaltılması yerine, bunun bir resim, şiir ya da spor vb. bir başka alan üzerinden ancak daha üretken bir şekilde rahatlama sağlanması gibi), uygun düşünce şemalarının kullanılması ( hiç birşeyle başedemeyeceği, kendini kimsenin sevmediği, çevrenin çok kötü olduğu ve gelecekte de hiç birşeyin düzelmeyeceği şeklindeki olumsuz düşünce tarzları, negatif çıkarımlar ve genellemeler yerine en ufak bir aksiliği büyütmeyip, çabalarsa başarabileceğini düşünmek, olumsuz bir olayın akabinde hep olumsuz olaylarla karşılaşmayacağı, dünyanın en bedbaht insanı olmayıp, etrafında kendisi gibi sıkıntı çekebilen insanların olduğunu, çevresinin kendine yardım edebilecek dostlardan oluştuğunu düşünmek gibi olumlu düşünce şemaları varlığı). Bireyin yaşı da stresle başetmede önemlidir. Yapılan çalışmalara göre 21 yaş sonrası her bir yaş artışında kişinin çalışma kapasitesinin % 1 oranında azalma gösterdiği saptanmıştır. ılerleyen yaş ile birlikte çalışma kapasitesi ile birlikte, strese tolerans ta azalmaktadır. Bunda bireyin değişen hormonel yapısı, daha önceki yaşlarda varolmayan hastalıkların gözlenmesi de etkili olmaktadır.
Cinsiyette strese karşı koymada belirleyici faktörlerdendir. Kadınların erkeklere oranla strese daha az fizyolojik yanıtlar verdikleri, bunun sonucunda da daha uzun bir ömre sahip olup, bazı hastalıklara daha az yakalanıp, daha çabuk kurtuldukları bilinmektedir. Stresle başetmek için zaman zaman kas gevşetme ve solunum egzersizleri, otohipnoz etkili olabilmektedir. Düzenli bir şekilde egzersiz yapmak ta bir yandan istenen bir vücut yapısı oluştururken, bir yandan da kalp atım sayısı ve kan basıncını azaltarak stres esnasında kalp-damar sisteminin aşırı çalışmasına engel olabilir. Kişinin dış ortama mizahi bir bakış ile bakması da etkin bir savunma düzeneğidir.
Bireyin özellikle kendisiyle de dalga geçip kendine gülebilmesi kaygıyı azaltabilir. Gülme ile birlikte beyinden endorfin gibi bazı hormonlar salgılanarak vücutta bir iyilik hissi oluşturabilmektedir.
Bireyin hangi dinden olursa olsun, din ile ilişkilerinin iyi olup, bu yönden çevresindekilerle uyum içinde yaşaması, birarada ya da tek başına dua ve diğer ibadetlerini yapması da stres yoğunluğunu düşürebilmektedir.
Bunların dışında gene de kaygı durumu yüksek bir düzeyde ise, bir psikiyatrist kontrolünde kullanılabilecek ilaç tedavileri de faydalı olmaktadır.
Kaygı durumu başka bir psikiyatrik ya da vücutsal hastalığa bağlı ise öncelikle bunların tedavisi gerekmektedir. Çalışmaya engel olabilecek kaygı sıkıntı ve gerilimi azaltmak için yapılabilecekler Çalışmaya başlamak ve sürdürebilmek için aslında bir miktar stresin olması uygundur. Ancak bunun belli bir düzeyi aşması kişinin dikkat, konsantrasyon ve çalışma isteğini azaltır. Herhangi bir kişi için stres etkeni olabilen bir durum başkası için stres etkeni olmayabilir. Bu durum, karşılaşılan olayın kişi için ne anlam ifade ettiği ile ilgilidir. Olay bireyin cocukluk ya da erken erişkinlik döneminde yaşadığı sorunlarla bağlantılı ya da benzer ise, kişinin hissettiği sıkıntı duzeyi başkalarına göre daha yuksek olmaktadır. Ayrıca o esnada bireyin çevresinde destek verebilecek kişilerin olması, kişinin sosyoekonomik durumunun iyi olması,belirli bir işinin olması, iyi giden bir evlilik öyküsü, iyi bir eğitim düzeyi gibi dışsal kuvvetlerin mevcut olması da stresle başetmesinde önemli noktalardır. Küçük yaşlardan itibaren bireyin kaygısını başkaları ile paylaşabilmesi ve sosyal ortamlara daha çok girmesi de önemli bir rahatlatıcı etken olabilmektedir.
Stresle başetmede içsel kuvvetlerin de önemi büyüktür. Bireyin sorunlarla başetmek için yeterince kendini guclu hissedebilmesi, uygun dusunsel savunma mekanizmalarını kullanması ( olayları bilinçli olarak unutmaya çalışmak, sorunu konuşmak ve düşünmekten kaçınmak, sorunların sadece karşısındakilerden kaynaklandığını düşünmek gibi uygunsuz savunma mekanizmaları yerine başarılı kişileri örnek alarak çalışmak, öfkenin birden uygunsuz bir şekilde boşaltılması yerine, bunun bir resim, şiir ya da spor vb. bir başka alan üzerinden ancak daha üretken bir şekilde rahatlama sağlanması gibi), uygun düşünce şemalarının kullanılması ( hiç birşeyle başedemeyeceği, kendini kimsenin sevmediği, çevrenin çok kötü olduğu ve gelecekte de hiç birşeyin düzelmeyeceği şeklindeki olumsuz düşünce tarzları, negatif çıkarımlar ve genellemeler yerine en ufak bir aksiliği büyütmeyip, çabalarsa başarabileceğini düşünmek, olumsuz bir olayın akabinde hep olumsuz olaylarla karşılaşmayacağı, dünyanın en bedbaht insanı olmayıp, etrafında kendisi gibi sıkıntı çekebilen insanların olduğunu, çevresinin kendine yardım edebilecek dostlardan oluştuğunu düşünmek gibi olumlu düşünce şemaları varlığı).
Bireyin yaşı da stresle başetmede önemlidir. Yapılan çalışmalara göre 21 yaş sonrası her bir yaş artışında kişinin çalışma kapasitesinin % 1 oranında azalma gösterdiği saptanmıştır. Ilerleyen yaş ile birlikte çalışma kapasitesi ile birlikte, strese tolerans ta azalmaktadır. Bunda bireyin değişen hormonel yapısı, daha önceki yaşlarda varolmayan hastalıkların gözlenmesi de etkili olmaktadır.
Kişi konuyu sevmiyorsa, niye sevmemektedir bu düşünülmelidir. Konu ile ilgili daha önce başından geçen üzücü olaylar, konu öğrenilirken aynı anda yaşanmış bir kötü durum bilinç tarafından üst üste getirilerek, konu kötü bir imaj yaratabilir. Konunun suçsuz olduğu, sadece amaca ulaşmak için gerekli olan bir bölüm olduğu şeklinde düşünülmelidir. Bireyler nasıl daha iyi çalışabildiklerini belirlemelilerdir ( tek başına mı, grup şeklinde mi, oturarak mı, uzanarak mı gibi ). Her yiğidin bir yoğurt yeme şekli vardır. Siz de kendinizin en verimli yoğurt yeme şeklinizi bulmalısınız. Günün hangi saatlerinde daha iyi konsantre olabilmekte olduğunuzu keşfedin. Bu saatlere çalışma saatlerinizi getirmeye çalışmanız uygun bir yaklaşımdır. ılerleyen dönemlerde çok yavaşça bu saati sınava gireceğiniz zaman dilimine getirmeye çalışın (öğle saatlerinde iyi çalışabilen kişi sabah saatlerinde sınava girecekse, ders çalıştığı verimli zamanını sabah saatlerine kaydırmaya çalışmalıdır.
Bireyler çok uzun süreli olarak aynı konu üzerinde, kitap başında vakit geçirmemeli, 20-30 dakikada bir dinlenmeli, bu esnada kendini dinlendirecek ders dışı bir konu ile ilgilenmelidirler. ınsanlar çalışmaya en sevdikleri konu ya da dersten başlamalı, daha sonra zora geçmelilerdir. ıyi bir başlangıç her zaman devamı mümkün kılar. Ders ya da konuyu oyun haline getirecek ya da günlük hayatla bağ kurabilecek hale getirmeye çalışmak ta uygun bir yaklaşımdır. ısmi geçen kişi, yer ve durumları tanıdık olduğunuz kişi, yer ve durumlara benzetmek ve kıyaslamak ta hoş bir yöntemdir. Başkası ile yarışmak ve kendinizi onlarla kıyaslamak ta uygun olmayan bir yaklaşımdır. Sadece kendinizin en iyi derecenizi yapmak için çaba sarfetmek, hem kendinize olan güveninizi arttıracak, hem de çevrenizdekilerle olumsuz şeyler yaşamanızı önleyecektir. Düzenli çalışmak, ders verilmeden önce belli bir süre konu ile ilgili altyapı çalışması yapmanız, dersi daha iyi izlemenizi sağlayacaktır. Sınavdan hemen önce çalışmak hem stresinizi arttıracak hem de çabuk unutmanıza ya da karıştırmanıza yol açacaktır. Her zaman bir maraton koşucusu olduğunuzu düşünüp, belli bir tempoda ama devamlı çalışın. Türk gibi başlayın ama Türk gibi bitirmeyin. Öğrenme için tekrar temeldir. Çok kullandığınız bilgiler kalıcı belleğinize yerleşir ve istediğinizde çağrılması da çok daha kolay olur. Bunun için çalıştığınız konunun kısa özetlerini çıkarıp, arada sırada onları gözden geçirebilirsiniz. Çalışma ortamınızı çalışmak için uygun bir hale getirin (masanızın üzerine sevdiklerinizin size verdiği ufak hediyeler, resimler koyabilir, odanızı sıkça havalandırmak, verdiğiniz aralarda uzanabileceğiniz bir yatak, dinleyebileceğiniz bir müzik kaynağı, duvarlarınızı seçtiğiniz renkte bir boya ile boyayabilirsiniz, duvarlara arada sırada yenilemek kaydıyla size güç ve moral verecek özlü sözler yazmak gibi). Ders dışında hoşça vakit geçirebileceğiniz size ait zamanlarda sevdiklerinizle birlikte olun, zaman zaman kendinize hediyeler alın, sevdiklerinize armağanlar verin, kendiniz ve çalışma odanızda değişiklikler yapın. Her gününüzün bir önceki günden daha farklı olmasına çalışın, kendiniz için ufak ama zararsız heyecanlar oluşturun. Bir önceki akşamdan yapacaklarınızı programlayın ve ne kadarını yapabildiğinizi ertesi akşam gözlemleyin. Bu şekilde programlı yaşama alışkanlığı geliştirebilirsiniz. Uyamadığınız maddeleri gözden geçirin, ya bir sonraki günün programına koyabilir ya da uygulama dışı bırakabilirsiniz ve kendinizi tanımaya başlayabilirsiniz. Ümitsizlik en kötü hastalıktır. şu ana kadar gelip, bir takım şeyler öğrenebilmişseniz, daha çok şeyler öğrenebileceksiniz demektir. Hayatta hiç bir şey için geç değildir. Kendinizi en yukarıdakilerle karşılaştırıp, kendinizi üzmeyin. Herkesin içinde bir cevher vardır, onu ne kadar işleyebilirseniz, o kadar önemli hale getirebilirsiniz. Daima sizin de başkalarından farklı yetenek ve değerleriniz olduğunu düşünün. Ancak bu düşünceler içine girdiğinizde de gerçek dışı, ulaşılamaz şeyler düşlemeyin. Çevrenize belgesel çeken bir kameraman gibi bakmayı alışkanlık haline getirin. Belgeselin güzeli başkasının göremediği hoş şeyleri gösterir. Sizde çevrenizdeki kişi ve nesnelerin göze, kulağa hoş gelen yönlerini görmeye çalışın. Bu hem sizi ruhen dinlendirecek hem de manevi olarak zenginleştirecektir. O gün içinde kendinizden gurur duyarak yaptığınız şeyleri kaydedin ve her gün bunlara başka şeylerin de eklenmesini sağlamaya çalışın. Bu hayata daha sıkı sarılmanızı sağlayacaktır. Çevrenizdekilerle ve geçmişinizle dost olmaya çalışın. Etrafınızdakilerin size yardımcı olmaya çalışan dostlardan oluştuğunu düşünün. Geçmişinizde yapamadıklarınızı ya da yanlış yapmış olduğunuz şeyleri değil, başardığınız şeyleri aklınıza getirmeye çalışın. Bir konuda başarılı olmak için illa dershaneye, kursa gitmek gerekmez. Bu tür olanaklarınızın olmaması başarısız olmanızı gerektirmez. En iyi öğrenme şekli deneme yanılma usulüdür.
 

  

  

  

 

Ekonomik Faktörlerden Nasıl Kazanç Elde Edilir?

Teknik analiz, parite işlemlerinde kritik bir öneme sahipken -özellikle
piyasaya ufak miktarlar için giriş ve çıkışlarda – teknik analiz tek başına,
kapsamlı bir trading oyunculuğu planı oluşturmada yetersiz kalmaktadır.
Forex piyasalarında piyasa beklentisi esas olarak o günkü ekonomik ve jeopolitik
haberlerden etkilenir. Döviz piyasasındaki ana oyuncular – ülkelerin merkez
bankaları, milyarlarca dolarlık hedge fonlar ve bu hizmetleri sağlayan üst
kademe yatırım bankaları – saatlik EUR/JPY mum grafiğinde çift tepe (double top)
oluşumlarıyla pek ilgilenmezler. Bunun yerine, en güncel ekonomik haberleri ve
jeopolitik gelişmelerinin yanında G-7 ülkelerindeki para organlarınca yapılan
son duyuruları analiz ederek işlemlerini formüle ederler. Bu nedenle, Forex
piyasasında işlem yapmak için uygun bir yaklaşım şu şekilde özetlenebilir:
ekonomik haberlerle yola çıkıp teknik olarak giriş ve çıkış yapın.
Piyasada popüler olan akıllıca bir yöntem; ekonomik haberlere oynayan
traderların, günlük ve hatta haftalık grafikler içeren daha uzun bir vadeyi
seçmesinin yararlı olcağından yola çıkar. Bu traderlardan kısa vadede (saatlik
grafiklerle) oynayanlar, kesinlikle teknik ayarlamalara odaklanmalıdırlar.
Bunlardan yola çıkarak, kısa zaman dilimlerini (çoğunlukla saatlik veya daha
küçük zaman dilimlerine ait grafikler) kullanarak hedef noktalarda işlem yapmak
ve bu noktaların yaklaşık 20-30 pip altına stop koymakla ilgili olarak Forex
piyasasında spekülasyonu tanımlayacağız. Bireysel yatırımcılar Forexte yalnızca
ekonomik haberlere spekülasyonda bulunmakla kalmaz aynı zamanda işlemlerin
gerçekleşmesinde büyük piyasa oyuncuları üzerinde önemli bir avantaj sağlarlar.

Makroekonomik Haberler Piyasayı Hareket Ettirir

Döviz piyasasına ilişkin büyük yaklaşımlardan biri de saydamlık özelliğine sahip
(tüm piyasa katılımcılarının eşanlı olarak bilgi sahibi olduğu) makroekonomik
haberlere oynamaktır. Forex piyasasına yön veren ana haberler; istihdam
verileri, GSYİH büyüme rakamları, dış ticaret raporları, enflasyon rakamları ve
faiz oranı duyuruları gibi devlet tarafından açıklanan ekonomik verilerdir. Bu
raporlar tipik olarak her ay yayımlanmakta olup ekonomik takvimlerden
izlenebilir.

İzlenen veriler bunlarla sınırlı değildir. Bloomberg, Reuters, Dow Jones ve CNBC
gibi kuruluşlar tarafından yayınlanan haberler de büyük önem taşır. Ancak,
Intel’in ya da Apple’ın yapmak üzere anlaşmaya vardığı bir gizli sözleşmeyi
bilmek de traderlar açısından büyük bir önem taşımaz. Forex’te, ana ekonomik
veriler gerçekten piyasayı harekete geçirir ve döviz üzerine işlem yapan
oyuncular bu gerçeği avantaja dönüştürebilirler. Bundan da önemlisi, bireysel
yatırımcılar haberlere tepki göstermede büyük kuruluşlara ve hedge fon
sahiplerine göre daha hızlıdırlar.

Bireysel Oyuncular Hızlı Tepki Gösterirler

Dünyadaki en likit piyasa olarak Forex’te her gün 2 Trilyon Dolarlık bir işlem
hacmi gerçekleşmektedir. Bireysel oyuncuların çoğu alım-satım işlemleriyle 20
milyon dolara kadar likidite sağlayabilmektedir. Bu, tüm bireysel oyuncuların
emirlerinin %99’unu karşılayabilecektir ki; bu, traderların piyasadan
etkilenmeden pozisyon alma işini kolaylaştırmaktadır. Ancak, bir seferde yüz
milyonlar hatta milyar dolarlarla işlem yapan büyük oyuncular vardır ki, bunlar
piyasanın bir yöne hareket etmesine sebep olabilirler. Bu yüzden, bireysel
oyuncular hızlı davranmak açısından büyük oyunculardan daha önde gitme ve emir
akışıyla üretilen momentumdan hemen faydalanma şansına sahiptirler. Bazı
ekonomik haberler uygun açıklansın ya da açıklanmasın, oyuncular bu yeni bilgiye
göre kendilerini ayarladıklarından bu sonuçların piyasaya yansıması birkaç saat
alabilir. Bu tür zaman dilimleri, kıvrak zekalı bireysel oyunculara bu durumdan
avantaj elde etmeleri ve büyük oyuncuların baskısıyla gelen fiyat
hareketlenmelerinin haberler doğrultusunda gerçekleşmesiyle de kısa vadede
karlar elde etmeleri açısından büyük bir fırsat sağlar.

Ekonomik Faktör Spekülasyonu En İyi Nasıl Oluşur?

Eğer haberlere dayalı olarak işlemde bulunma, yani iyi haber geldiğinde alıp
kötü haber geldiğindeyse satmak kolay olsaydı her Forex oyuncusu zengin olurdu.
Başarı sağlamak bu kadar kolay olmasa gerek, değil mi? Üstünde durmamız gereken
ilk ve en önemli nokta, iyi veya kötü açıklanan ekonomik haberler kendi içinde
ve kendi başlarına piyasa için bir anlam ifade etmez. Forex piyasalarında
beklentiler ve sezgi üzerine oynanır. Bu nedenle, görece karşılaştırmalar mutlak
olanlardan daha önemlidir. Örneğin, ABD’nin çeyrek bazda GSYİH büyümesini %5
olarak açıkladığını ve Euro Bölgesi’nin de kendi çeyrek bazda GSYİH büyümesini
sadece %1.5 olarak açıkladığını düşünelim. İlk bakışta, EUR/USD paritesinin
düşeceğini beklersiniz çünkü ABD sonuçları açıkça yüksek oranda bir büyüme
rakamından bahsetmektedir. Ancak, eğer piyasa ABD verisi için %7 ve Euro Bölgesi
için ise sadece %0,5’lik bir beklenti içinde olsaydı, kesinlikle bunun tersi
meydana gelirdi. Çünkü bu sefer de, ABD beklentileri sonuçların ötesinde
kalırken Euro Bölgesi sonuçları beklentileri aşmış olacaktı.

Buna karşın, yalnız başına beklentilere oynamak kârlı işlemler üretmek açısından
yeterli değildir. İşte burada, ekonomik faktörlerde başarının bütünlüğünü
sağlayan teknik faktörler devreye girmektedir. Ekonomik haberler gibi temel
faktörlere dayalı en iyi ve en karlı işlemler, son derece uygun teknik koşullar
altında meydana gelmektedir. Bu yüksek kar getiren ayarlar, teknik olarak aşırı
satım ya da tam tersi koşullar altında gözde bir ekonomik veri açıklaması
şaşırtıcı olarak geldiğinde oluşturulur. Böyle bir durumda parite tıpkı bir
lastik top gibi sıçrayabilir, öyle ki kısa pozisyon alan her piyasa katılımcısı
içine düştüğü durumun zarar getirici özelliğinden kendini kurtarmaya çabalar.
Tam tersi bir durumda da aynı dinamik meydana gelir. Piyasa eğer aşırı alım
bölgesindeyse ve açıklanan bir ekonomik haber fiyatlarda aşağı yönlü bir etkiye
sebep olmuşsa; oyuncuların çoğu piyasa çıkışlarına yönelecektir. Böyle bir
durumda ise, piyasada satış emirleri vermeye doğru bir panik yaşanacak ve
piyasada oluşan bu güçlü momentum sayesinde aşağı yöndeki emirler oldukça karlı
olacaktır.

Örnekler:

Grafik 1, Bir traderin gerçek bir habere dayanarak EUR/USD üzerine
işlem yapabileceği bir örneği gösteriyor. 6 Nisan 2006’da Avro, Avrupa Merkez
Bankası’nın (ECB) toplantısının hemen ardından ABD Doları karşısında tırmanışa
geçmişti. Avrupa Merkez Bankası’nın faiz oranını 25 baz puan yükselterek %2.75
yapıp piyasayı şaşırtacağına dair söylentiler dolaşmaktaydı. Oyuncular haberlere
göre pozisyon aldığından; parite haliyle, Bollinger Bantlarında saatlik
grafiklerde üst banda tutunarak giden fiyatlar sayesinde aşırı alımla
karşılaştı. Faiz oranının değişmeden aynı kalacağı (%2,5) yönünde bir açıklama
ile gerçek sonuçlar geldiğinde ise fiyatlar, saatlik mum grafiklerinde kırmızı
mumlar oluşturarak inmeye başladı.

Böyle bir durumdaki bir traderın işlem yapmasına öncü olan ekonomik verileri
kullanmanın yanında giriş, stop koyma ve çıkış için teknik bileşenler
kullanacağını unutmayınız. (ECB’den gelen açıklamanın hayal kırıklığı yaşatarak
parite fiyatlarında geri çekilmeye sebep olduğunu hatırlayınız) Ertesi sabah
Avrupa Merkez Bankası başkanı Trichet’in yorumları, paritenin daha da düşmesine
yardımcı oldu öyle ki bir trader için bir saatten kısa bir sürede 50 piplik bir
kazanç fırsatı oluşmuştu.

Grafik 2, Haberlere oynamada hem teknik hem de temel analizin bir arada ele
alınılmasının kritik bir öneme sahip olduğunu gösteren iyi bir örnektir. 12
Nisan 2006’da GBP cephesinde gelen işsizlik rakamları (12,500’lük bir
yükselişle) Forex piyasası oyuncularını ciddi ölçüde hayal kırıklığına
uğratmıştı.

GBP/USD paritesindeki yükselme günlerdir düzenli bir seyir gösterirken, parite
önemli bir seviye olan 1,7500’in üzerine çıktı. Fiyatlar Bollinger Bantlarında
üst banda tutunarak giderken, açıkça aşırı alım oluştuğuna işaret ediyordu.
Piyasa, İngiliz ekonomisine ilişkin iyimser görünümünü yeniden değerlendirirken
bir oyuncu mantıklı olarak haberlerin satışı tetikleyecek şekilde geleceğini
beklemiş olabilir. Yine de, trader fiyatlardaki güçsüzlüğe dair herhangi bir
teknik bileşen onayı almadan kısa pozisyon almışsa başını belaya sokmuş
olabilir. Neden? Çünkü, piyasa aşağı yönde gitmesini beklerken İngiliz Poundu,
gelecek negatif haberleri görmezden gelecek kadar güçlü davranarak paritenin
yükselmesine destek olabilir. Bunun sonucunda, söz konusu trader umutsuzca 30
pip zarar ederken, parite de iki saat sonra bitkin düşer hale gelmiştir ve
ekonomik faktörler parite üzerindeki ağırlığını hissettirmeye başlamıştır. Bu
yüzden, haberleri izleyerek tetikte olmak ancak teknik sinyal almadan giriş
yapmak, bir forex oyuncusunu incitebilir.

Sonuç

Forex piyasasında işlem yapmak, hem temel analiz bilgisi hem de teknik uzmanlık
gerektiren çok yönlü bir olaydır. Oyuncu, temel faktörlere verdiği ölçüde teknik
bileşenlere de önem verirse bu işten daha da karlı çıkması olasıdır. Hayattaki
diğer kayda değer şeylerde de olduğu gibi, haberlere oynamak; öyle göründüğü
gibi başarması kolay olan bir şey değildir. Bu metodolojiyi öğrenmek zaman alan
bir süreçtir. Bu yaklaşımı benimseyen oyuncular, döviz piyasasında uzun vadede
başarı sağlamanın keyfine varacaktır.

altın ve günümüzdeki değeri

Bir zamanlar sadece değerli metal olarak kullanılırken, son yıllarda teknik ve bilimsel alanda da yer almaktadır. “Metal haline gelmiş güneş ışığı” olduğu söylenirdi.

Renginden dolayı sıcak ışınları az emdiğinden, güneş etkisiyle yavaş yavaş ısınmaktadır. Sonuç olarak ısı dalgalarının %90′ını yansıttığından uzay teknolojisinde kullanılmaktadır.

Kolayca kaynaklanabilen, iyi bir iletkendir. Bu özelliklerinden dolayı elektronikte önemli bir yeri vardır.

Eskiden altın eşyalar hep gümüş içermekteydi. Sadece M.S. 6. yüzyıldan sonra altınla gümüşün ayrılması mümkün olmuştur. Antik kuyumculukta gümüş %39′luk oranda bulunabilmekteydi.

Doğada sert kaya veya nehir kumu halinde bulunur. ilkinde kayanın parçalanması gerektiğinden işlenmesi daha pahalıdır. En iri külçe Avustralya’da bulunmuş olup, ağırlığı tam 87kg. idi. Ender olarak damar halinde bulunur. Kayalarda, 1:70000′lik bir oran normal olup, piyasadaki altın fiyatının yeterince yüksek olması halinde 1:300000′lik bir maden de karlı şekilde işletilebilir. Kum halindeki cevherin işlenmesi daha ucuz olduğundan düşük içerikli kumlar da, kârlı olabilmektedir. Binlerce işçinin çalıştığı madenler de mevcuttur. Genelde tellür ve gümüşle karışık halde bulunur. Gümüşsüz hali çok nadirdir. Deniz suyunun bir tonunda 0,065 gram bulunmakta ve çıkarılması çok pahalı olmaktadır.

Çıkarılmasında dört ayrı işleme metodu mevcuttur: aşındırma, (Malgama) siyanürleme ve klorürleme. Metot ne olursa olsun malzeme kum haline getirildikten sonra işlenir.

Aşındırma esnasında malzeme suyla yıkanmakta, bu yolla hacim kütlesi ufak olan kum temizlenmektedir. Malgama ise altın cıva ile eritilip damıtılır. Cıva 357C’de kaynamaktadır. Siyanürlemede altın, sodyum siyanür veya potasyum ile eritilip, çinko ile çökmesi sağlanır. Son metotta, klorür akımı ile altın suda yüzen taneciklerden ayrıştırılıp daha sonra demir sülfat ile sabitlenir. Altın mihenk taşı ya da Lidya taşı denilen siyah bir taş ile kontrol edilir. Altının türevleri arasındaki mine, cam, porselen ve kaplamaların boyanmasında kullanılır. Altın klorür, sık rastlanmayan, sarımsı renkte silvanit denilen telür-gümüş-altın bileğimidir. Kral suyu, klor suyu, krom suyu ve oksijen içeren siyanür solüsyonlarında erimektedir.

Yüzyıllar boyunca bozulması olanaksız bir metal olarak kabul edilmekteydi. Altınla reaksiyona giren hidro klorik asit ve nitrik asit karyşımı keşfedildiğinde buna “kral suyu” denmiştir. 1700 yılında gerçekleşen bu keşif sayesinde altın arayıcılarının atmak zorunda kaldıkları platin-altın karışımı olan taşlar da kullanılmaya bağlanmıştır.

Altının dokunulmazlığının kalkmasıyla, etkili diğer maddeler türetilmiştir. Günümüzde altını ve tüm platin ailesi fertlerini eriten birçok madde bulunmaktadır. Bu buluşlar altının asaletinden hiçbir şey alıp götürmemiştir. italya’daki altın madenleri: italya’da Monte Rosa sıradağlarında altın, demir disülfürle karışık olarak, grafit ile kuartz katmanlarının arasında bulunmaktadır. Maden halen elle çıkarılmaktadır, çünkü damarların darlığı makine kullanımını imkansız kılmaktadır.

Ton başına 6 ila 8 gram altın çıkarılmaktadır. Çıkarılan maden ezilmekte ve özel değirmenlerde toz haline getirilip sülfür türevleri ile yıkanmaktadır. Sonuç olarak ton başına 200 grama kadar altın içeren sülfürler elde edilmektedir. Gümüş miktarı altının yarısı kadardır. Sudan ayrıştırılan sülfürler oksitlenmekte ve litre bağına 1 ila 1,2 gram sodyum siyanür içeren su eriyikleri ile temas ettirilmektedir. Bu eriyik altının %90′ını eritmekte, çinko talaşları sayesinde değerli metaller ayrılmaktadır. Çinko eridikçe altın ve gümüş ayrılmakta, kurutulup toz halinde piyasaya sürülen bir çamur elde edilmektedir. Bu çamur 200′lüktür. Değerli metalleri işleyen işletmelerde işlenerek altın ve gümüş elde edilmektedir.

Bu tesislerde günde binlerce ton işlenebilmektedir. Artıklar sülfürik asit imalinde kullanılır. Güney Afrika’daki madenlerde uranyum da elde edilmektedir. Bu alt ürünün kârı daha çoktur. Ton başına elde edilen altın miktarı belli bir gramın altına indiğinde, ekonomik açıdan uygun değildir.

Altın içeren Ürünler
Ressam altını, ince altın tozu ve yapışkan malzeme içeren bir maddedir. Kırmızı veya yeşilimsi bir renk elde etmek için az miktarda bakır veya gümüş eklenir. Seramiklerin dekorasyonunda kullanıldığında, altın tozu, %45-90 arası altın+gümüş, bizmut oksit, civa oksit içerir. “Parlak altın” kekik yaşı ile altının bir karışımı olup %l5-%30 arasında altın ihtiva etmektedir.

Altın Varakları
Altının işlenebilme özelliği kullanılarak çekiç ile imal edilir ve levhalar halinde satılır. Değişik gümüş miktarları eklenerek beyaz altın dahil değişik renkler elde etmek mümkündür. Belirgin özelliği altının oranına göre değişik renkte ışık sızdırması olup, 10 ila 80 mikron kalınlığında levhalar elde edilebilmektedir.


Altın Fiyatları